Blog

Polisiye Romanın Tarihsel Gelişimi

POLİSİYE ROMANIN TARİHSEL GELİŞİMİ

Polisiye roman, okura bir sorunu sunan ve amatör veya profesyonel bir araştırıcının tümdengelim metotlarıyla ulaştığı sonuçla sorunun çözümünü veren romandır. Joseph Wood Krutch, polisiye romanın düz yazının biçimce mükemmel olan modern türü olduğunu söyler. W.H. Auden’a göre polisiye roman bir cinayet sonrasında, gerçek katil dışındaki tüm şüphelilerin elenmesi ve katilin yakalanması öyküsüdür. Howard Haycraft polisiye romanın sonunda suçu ortaya çıkarma amaçlı yapıt olduğunu yazar.

Polisiye roman genel anlamda edebiyatın ve özel anlamda gerçekçi romanın aksi olarak ortaya çıkmıştır. Polisiye roman, her eserin boyut ve kapak şeklinin kesin olarak önceden belli olduğu ve her kitabın genellikle önceden belirlenmiş içeriği, benzeşik ve tutarlı
bir dizi içinde yer alır.

Polisiye roman, bir yandan da geleneksel romanın ters yansıması olarak ortaya çıkar. Geleneksel romanın baştan sona gelişen olaylar zincirini anlatmasının tersi olarak, sondan (cinayet) başa (cinayetin nedenleri) giden, alışıla gelmiş dramatik olayları (cinayetin ve cezanın tasviri) ve tek gerçek karakteri ölünün gerçek kişiliği bir anlatımdır. İşte bu devrik öyküleme tekniği (récit à rebours) – ki ilk olarak Godwin’in 1794 yılında yazmış olduğu Calep Williams adlı romanda kullanılmıştır- polisiye romanın ilk ana öğesidir. Romanın
anlatıcısı Calep Williams fakir bir gençtir ve Falkland adlı bir adamın yanında sekreter olarak çalışmaya başlar. Falkland, Calep’in yanında çalışmaya başlamasından önce merhametsiz komşusu Tyrell’i bıçaklayarak öldürmekle suçlanmış ama yargılama sonucu temize çıkmıştır. Onun temize çıkmasının ardından haklarındaki tek delil, kaldıkları yerde bulunan bıçak sapının, yaranın üzerindeki bıçak ağzına uyması olan Tyrell’in kiracısı Hawkins ve oğlu yargılanır ve asılır. Ancak olaydan sonra Falkland’in yanında çalışmaya başlayan Calep, patronunun bu cinayetle bir ilgisinin olduğuna inanır. Karşı konulamaz ve tükenmez bir merakla araştırma yapan Calep sonunda Falkland’in Tyrell’i öldürdüğünü ve suçlanması için delilleri Hawkins aleyhine ayarladığını anlar. Bunu anlayan Falkland, Calep’i hırsızlıkla suçlar ve onun hapse girmesine neden olur. Kaçmayı başaran Calep’i Falkland ve ajanı Gines
amansız bir şekilde takip eder. Ancak sonunda Calep, Falkland’i mahkemeye getirmeyi başarır, suçunu kabul eden Falkland ölmek üzeredir ve af diler. Konusu böyle özetlenebilecek bu romanın, önceden olmuş bir cinayetin çeşitli ipuçlarıyla araştırılan ve sonunda asıl suçluya ulaşılan kurgusu polisiye romanın da önemli bir öğesini oluşturur.

Romanın ikinci ana öğesi ise kehanet, çıkarsama, yani tümdengelimdir ve bu da köklerini bir çok eski hikayede bulur. Bu hikayelere Yahudi Talmud’unda, Kore, Ukrayna, Sırp, Hırvat ve Hint kültürü gibi pek çok kültürde rastlanmaktadır. Bu hikayelerden en bilineni ise Serendip Prensleri’dir.

Babaları güçlü Sultan Cafer’in tahtını bırakmak istediği üç prensin yolculukları sırasında başlarından geçen bir takım olayların anlatıldığı bu hikaye şöyle özetlenebilir:

Sultan Cafer artık yorulmuştur ve tahtını oğullarına bırakmak ister. Eğitmenlerinden öğrendiği kadarıyla oğulları doğuştan sahip oldukları üstün zekaları sayesinde sanat ve bilimde çok iyi eğitim almışlardır. En büyük oğlunu yanına çağıran ve tahtı ona bırakacağını söyleyen Cafer, oğlundan tahtı bırakmaması gerektiği, kendisinin de çok zeki olduğu ve ölene kadar tahtta kalması gerektiği cevabını alır. Diğer iki oğlu da aynı şekilde onun isteğini reddedince, onları uzun bir yolculuğa göndermeye karar verir, böylece uygulamalı deneyime sahip olacaklarına inanmaktadır. Ülkelerinden ayrılan üç prens, Beramo adlı büyük ve güçlü
imparatorun topraklarına girer. Şanssızlık onları develerinden biri kaybolan deve güdücüsünün durdurmasıyla yakalar. Prenslere devesini görüp görmediklerini sorunca prensler ona deveyi görmediklerini ama o yoldan bir deve geçtiğine dair izleri gördüklerini
söylerler. Deve güdücüsüne kayıp devenin bir gözünün kör, bir dişinin kayıp ve bir bacağının da topal olup olmadığını sorarlar. Pek çok arama sonucu deve bulunamayınca, onu görmediklerini söylemelerine rağmen çok iyi tarif eden prensler deveyi çaldıkları gerekçesiyle hapsedilirler. Beramo’nun karşısına getirilen prensler deveyi görmeden nasıl tarif edebildiklerini açıklıkla anlatırlar. Deve diğer tarafta otlar daha iyi olmasına rağmen, yolun sadece bir tarafındaki otları yemiştir ve bu da onun tek gözünün kör olduğunu göstermektedir. Devenin yürüdüğü yollarda çiğnenmiş ot topakları vardır ki bu da onun ağzında bir dişin eksik olduğunu dolayısıyla da topakların oradan düştüğünü göstermektedir, devenin diğer üç ayağının izi çok net çıkmasına rağmen bir ayağınınki siliktir ve bu da onun topal olduğunu gösterir. Öte yandan devenin bir tarafında yağ taşıdığını karıncaların ve diğer tarafında da bal taşıdığını sineklerin yol boyunca toplanmış olmasıyla açıklarlar. Bunun yanı sıra deveyi hamile bir kadının sürdüğünü kadının idrar yapışından çıkarırlar. Sürücünün idrarını koklayan prens bu kokudan garip bir cinsel arzu hissetmesinin sürücünün kadın olduğunu anlamasını
sağladığını, öte yandan idrarını yaptıktan sonra, ayağa kalkarken ellerinden destek aldığına dair el izlerini görünce de hamile olduğunu anladıklarını söyler.

Buradaki gibi üç prens hikayeleri ve onların zekice çıkarsamaları pek çok hikayede yer almaktadır. Orta Doğu kökenli bir başka hikayede çok güzel bir prenses kendisiyle evlenmek isteyen üç taliplisini benzer bir yolculuğa gönderir. Çok yakın tarihte Isaac Asimov da Magic: The Final Fantasy Collection adlı eserinde yer alan The Fable of Three Princes adlı hikayesinde Micrometrica Kralı Hilderic ve Kraliçesi Ermentrude’un oğullarından hangisinin başarılı bir kral olacağını anlamak için yolculuğa göndermelerini anlatmıştır.

Ama hiç kuşkusuz Serendip Prensleri’ne benzeyen ve en tanınan hikaye Voltaire’in 1746’da yazdığı Zadig ve Başka Hikayeler adlı eserinde yer alan Köpek ve At adlı öyküsüdür. İşte bu iki ana öğenin birleşimiyle polisiye romanın ruhu da kurulmuş olur. Buna ek olarak polisiye roman yapı bakımından modern romanın tam tersi bir gelişim izlemiştir: “yeni roman” gitgide daha belirsiz bir yapıyı benimser, belirli kişilikleri ve psikolojik ayrıntıları reddederken, polisiye anlatım, tek yönlü kahramanlarıyla gitgide daha kodlanmış, çift anlamlılığın yalnızca okuyucuyu şaşırtmak amacıyla kullanılan işaretler üzerinde yüklendiği bir tarz halini almıştır. Polisiye romanın klasik örneklerinde genellikle şu özelliklere rastlanır:
– Kusursuz biçimde işlendiği izlenimi veren bir suç
– İkinci dereceden kanıtlarla yanlışlıkla suçlanan bir kişi
– Polisin beceriksizliği
– Dedektifin yüksek gözlem gücü ve üstün zekası
– Dedektifin suçluyu nasıl ortaya çıkardığını anlattığı şaşırtıcı sonuç bölümü

 

Bu metin Elif Güliz Bayram’ın Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından kabul edilen Türkiye’de Polisiye Roman: Osman Aysu Romanları isimli Yüksek Lisans tezinden kopyalanmıştır. Yüksek Lisans Tezinin tamamı için lütfen TIKLAYINIZ!

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>