Blog

“Polisiye Kandırmaca Değildir”

KAFAM BOZUK

Ceyda Kiremitçi Vasiliev

Polisiye denince akla gelen standartları düşünelim. Mesela güçlü bir başkarakter, çok ayrıntılarına girilmemiş ama tadını hissedebileceğimiz kadar değinilmiş aşk ilişkileri, sırrını çözmek için yanıp tutuştuğumuz tuhaf olaylar, polisiyenin tadı tuzu olan hafif karikatürize edilmiş ilgi çekici yan karakterler ve tahmin edebilirdim ben bunu ama nasıl oldu da anlayamadım, diye hayıflanmamızı sağlayacak vurucu bir kapanış… İşte bu özelliklerin hepsini içinde barındıran bir kitaptan bahsedeceğim size: Necati Göksel’den Kafam Bozuk.

Başkarakterimiz kitabın ismine hakkını veren, ağırbaşlı bir abimiz. Hem seveceğiniz hem de karakterini çözmeyi arzulayacağınız biri. Olayları öyle tepeden inme öngörülerle değil, tecrübeleri ve irdeleyici yapısı ile yavaş yavaş çözen, sertliğiyle, cesurluğuyla bir otorite yaratmayı başaran bir karakter. Daha kitabın başında duruşuyla merakınızı cezbeden bu karakterin başından geçenleri okumak için büyük bir heves duyuyorsunuz. Okuma hevesiniz sadece bu karakterin merak uyandıran yapısından kaynaklanmıyor tabii. Yazarın dil kullanımı da ne yazsa okurum, dedirten cinsten. Hiç zorlamıyor ama vurucu bir etki de yapıyor. Konunun heyecanının yanı sıra, dilin akışkan çekiciliği de sayfaları art arda çevirmenizi sağlıyor. Aralara, tam dozunda, ustalıkla eklenmiş felsefi sorgulamalar ve siyasi anekdotlar, hikâyenin dışında kalmadan düşünce antrenmanı yapmamızı sağlıyor. Bir cinayetin, mafyavari adamların, tutkulu ve gizemli kadınların, sırları olan sıradan insanların dikkat çekici hikâyeleriyle gerçek bir soruşturmanın içinde buluyorsunuz kendinizi okuma boyunca.

Türkiye Polisiyesi denildiğinde akla gelecek ilk isimlerden olması gerektiğini; özgünlüğü, bizden hikâyesi, çarpıcı çıkarımları ve muazzam anlatım dili ile ortaya koyan yazarın bu kitabını zevkle okuyacağınıza eminim. Tabii ki kitap biter bitmez diğer kitaplarını da araştıracaksınız. O yüzden sizlere, Necati Göksel kitapları için kitaplığınızda bir yer açmanızı şimdiden tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.

Polisiye kandırmaca değildir”

NECATİ GÖKSEL’le Röportaj

1-Önce sizi biraz tanıyalım. Edebiyat geçmişiniz ve varsa etkilendiğiniz yazarlardan bahseder misiniz biraz?

Okumayı söktüğümden beri bir şeyler karalıyorum. 12-13 yaşımda Ömer Seyfettin’den, 15-16 yaşımda başta 9. Hariciye Koğuşu olmak üzere Peyami Safa’dan etkilenmiştim. Bu iki yazarın neredeyse tüm külliyatını okudum. 18 yaşımdan itibaren Jack London ve Kafka gibi yazarlardan etkilendim. İlk öyküm 18 yaşımdayken bir dergide yayımlandı.  Peşi sıra birkaç öyküm ve yazılarım farklı dergilerde yayımlandı. Kafka’nın Dava’sından etkilenip, benzer bir uzun öykü kaleme aldığımda 20 yaşımdaydım. Daha sonra beni en çok etkileyen yazar Çehov oldu. Taviani Biraderlerin Kaos filmiyle Pirandello ve öykülerini keşfettim. Saydıklarımın içinde hiç polisiye yazarı olmaması dikkatinizi çekmiştir. Aslında gençlik kitapları tarzında yazılmış polisiye-macera türünde kitapları çocuk yaşlardan itibaren daima okurdum ama 23 yaşımdayken beynimin deli gibi çalıştığı bir dönemde adeta beynimi oyalamak için polisiye kitaplara yeniden el attım. Agatha Christie, George Simenon, Raymond Chandler, Dashiel Hammet gibi yazarları okudum. İtiraf etmeliyim ki, kendime Amerikalı yazarları ve onların maceraperest tiplerini daha yakın buldum. Avrupalı klasik polisiye yazarlarından okuduklarımı çok takdir etsem de kendimin o tarz yazamayacağını düşünürüm hep… Benim uzun bir süre çabam hayatın anlamını aramak üstüne yoğunlaştığından olsa gerek, gündelik hayatın esrarından ziyade, varlığımızın nedenini sorgulayan eserler beni daha çok çekmiştir. Kendimi de sabırsız kişiliğimden dolayı asla bir roman yazarı olarak düşlemezdim, hikâyeci olarak düşlerdim. Şimdi, biri yayımlanmamış 8 romandan sonra öykücülüğümün romancılığımdan daha iyi olduğunu düşünmeye başladım. Yarın tersini de düşünürsem şaşırmayın. Çünkü benim alametifarikam yazarken inanılmaz bir doyum yaşadığım halde, zaman geçtikçe hiçbir şeyi beğenmemem. Yirmili yaşlarımın baharında Televizyonculuğa başlayınca -ki edebiyat kadar, sinemayı da severim- yazma işini beklemeye aldım. Yine de yazacaklarıma dair notlar almaya devam ettim. İlk romanımı 34-35 yaş civarında bitirdim Bir yıl sonra da yayımlandı. Hayat Askıda’yı yazarken türü hakkında hiç düşünmemiştim. Gerilimli bir yol öyküsü anlatıyordum. Fakat işin ustaları türünü direkt polisiye olarak koydular.

2-Son romanınıza geçelim. Roman ve başkahramanınızın esin kaynağı ve yazma süreci hakkında bilgi verir misiniz? Yazma sürecinde etkilendiğiniz olaylar ve çözmekte zorlandığınız düğümler oldu mu? Bunları nasıl çözdünüz?

Son romanımı yazmadan kısa süre önce, yani altıncı romanımdan sonra, çoğunluğun beni hiçbir zaman anlamayacağını, hiçbir zaman kalabalık okur kitlelerine ulaşamayacağımı düşünmeye başladım. Bu yüzden tamamen kişisel bir roman yazmak istedim. Okuru hedef alan değil, okuru umursamayan, bilinç akışı şeklinde bir roman olacaktı. Aylak bir adamın hayata doğru yönelmiş eleştiri oklarını anlatan, onun bilincindeki yansımaları aktaran bir roman yazmayı düşündüm. Romanın adını henüz ilk paragrafı yazdığımda koymuştum bile: Kafam Bozuk. Aslında benim dünyaya karşı duyduğum öfkenin bir karakterin ağzından dökülüşü olacaktı bu. Hiçbir romanımda olmayan, kendi kişiliğimde de barındırmadığım bir alaycılık kattım karaktere. Hatta karakterim ve kitap okuruyla da oyun oynasın istedim. Fakat birkaç satır yazdıktan sonra yazdıklarım yine polisiye ile felsefe karışımı bir boyuta doğru evrildi. Bunun sebebi çok basit: Bende korkunç bir yerçekimi ve denge duygusu vardır. Ne denli saçma, uçuk, alegorik ya da ironik yazarsam yazayım gerçekçi yanım o korkunç yerçekimi kuvvetinden dolayı ayakları yere basan ve kendi bağlamı içinde denge kuran bir yöne doğru dönüştürür yazdıklarımı. Yine de ilk baştaki düşüncelerimin bir kısmını kitapta muhafaza etmeyi başardım. Kafam Bozuk sayesinde sisteme ilişkin, dünyaya ve hayata ilişkin öfkemi biraz daha dolaysız haykırma fırsatı buldum. Bir bakıma en tuhaf kitabım en rahat yazdığım kitap oldu diyebilirim. Ben kitaplarımı belirli bir mekâna, zamana yerleştirmeden yazamam. Bu yüzden kitapta bildiğim mekânları model olarak kullandım. Bildiğim ya da uzaktan izlediğim karakterlerden yararlandım. Günümüz Türkiye’sinin acınası akıl ve zekâ tutulmasına dokundurmalar yapmadan geçemedim.

3- Polisiye, tüm dünyadaki okurlar arasında oldukça popüler bir tür. Sizce okurları özellikle polisiye türünde eserler okumaya iten şey nedir? İyi bir polisiye romanın olmazsa olmazları nelerdir sizce?

Merak, sır çözmek, başkalarının aklını okumak insanların en sevdiği şey. Dedikodu yapmak ve birilerini çekiştirmek de öyle. Gizem olmazsa hiçbir şey olmaz. Hayatın tadı tuzu gizemdir. Her şeyi bilen Nirvana’ya ulaşmış kimse için hayatın tadı yoktur. Bu yüzden Nirvana’ya ulaşıp sonra oradan indim ben. Bütün problemleri çözdükten sonra hayattan tat alamıyorsun, konuşmak dahi istemiyorsun. Zaten o boyuta geçtin mi lal oluyorsun adeta. Konuşmanın anlamı kalmıyor. Çünkü konuşsan da kimse seni anlamayacak. Galiba Mesnevi’de ya da Beydeba’nın Kelile ve Dimne’sinde şöyle bir masal vardı: Şair manzaraya bakar şiirler söyler, eşek manzaraya bakar, “Ulan şu ot ne güzel yenir” diye düşünür. Belirli bir boyutu aşınca, “Ulan biraz daha aptal kalaydım da hiç olmazsa o salaklığım içinde hayattan zevk alaydım” diyorsun.  Yani gizemi olmayan hiçbir şeyin tadı, tuzu, büyüsü olmaz. Polisiyenin özü de elbette esrarengizin hikâyenin sonuna kadar muhafaza edilmesidir. Fakat öykü, kahramanlardan birinin ağzından değil de özellikle yazarın ağzından anlatılıyorsa, yani tanrısal bakış açısıyla yazılmışsa hem okurdan hiçbir şey gizlememek, hem de buna rağmen gizemi korumak marifettir yoksa kandırmacaya girer. Polisiye kandırmaca değildir. Öyle yazmak, okuru aptal yerine koyan ahmak yazarın marifetini keramet sanmasıdır. İyi polisiye, hiçbir şeyi gizlemeden, bütün detayları verdiği halde yine de okuru şaşırtmayı ve esrarlı havasını sürdürmek suretiyle sonuca kadar ilerlemeyi başarabilen eserdir.

4- Polisiye roman yazmanın, aynı anda hem suçlunun hem de dedektifin/polisin aklının içine girerek düşünmeyi gerektirdiği söylenir. Katılıyor musunuz? Bir polisiye yazarı olmanın en sevdiğiniz tarafları nelerdir? Başkalarının romanınız hakkındaki yorumları sizi nasıl etkiler? Son romanınız ile ilgili nasıl yorumlar aldınız?

Herkes ufak tefek suçlar işlemiştir. Suçlunun beynine girmek çok da zor bir şey değil bana göre ama psikopatın, manyağın kafasına girmek biraz daha derinlik istiyor. Son kitabımı sevenler için söylüyorum bunu: Bir süre sonra kahramanla özdeşleşenlere kahraman “benimle cinayetlere ortak oldunuz” diyor. Bizzat okura beynini açıp cinayeti ne sebeple işlediğini anlatarak ve onları kendisiyle özdeşleştirerek onları da potansiyel katil yapıyor. Polisiye yazarı olmanın en sevdiğim tarafı gerçek hayatta tanıdığım, melek kılığına girmiş kimi ifrit bozuntularını kitabımda gerçek yüzleriyle (isimlerini değiştirerek) kullanıp, karakterlerinin acınası hallerini göstermektir. Bana hayatı tanıtanları çırılçıplak soyup, maskelerinden arındırıp hayata yeniden saldığım oluyor. Fena bir duygu değil.  Ben son romanımı zekice yazılmış bir eser olarak görüyorum. Sevenlerin çok seveceklerini, sevemeyenlerin ise zaten beni anlamaktan yoksun oldukları için, aynı düzlemde karşılaşmamayı diliyorum. Turnusol kâğıdı gibi gördüğüm bazı eserlerim vardır: Bunlardan biri Kayıp Yolcu’dur. Minimalist bir üslupta yazılmıştır ve incelikli ruhlara hitap eder. Kafam Bozuk ise sert bir romandır ama doğrudan zekâ ve kültürel birikimde yansımasını bulur. Bu iki kitabı sevmeyenlerin benim öteki kitaplarımı sevmeleri onları benim gözümde aklamaz. Farklı dünyaların insanlarıyız yoluna git diyesim gelir. Bir de benim nüktedan ve hümor hissiyle barışık bir yapım var. Kitaplarımdan zaman zaman sızan ince mizahı kavrayamayan insanla ne işim olur benim? Fıkrayı anlatıp, sonra da açıklamaya koyulunca fıkrayı anlatan mı aptal, yoksa onu dinleyen mi ayırt etmesi çok da önemli değildir; dışarıdan bakana ikisi de aynı görünür.

5- Polisiye türünde okur ve izleyicilere tavsiye edebileceğiniz, mutlaka okunmalı diyebileceğiniz kitaplar hangileridir?

Benim Hayat Askıda’nın devamı olarak yazdığım Gece Gündüz, ilkinden daha iyi yazılmış bir kitaptır. İlkine göre de polisiye türüne daha yakındır. Bu kitabın değerlendirmelerine baktığımda polisiye yazarlarının ilkine 4, bu bahsettiğim kitaba ise 5 yıldız verdiklerini görüp onları alınlarından öpüyorum. Çünkü yazarlar aynı zamanda iyi birer okurdurlar. İş ortalama okura gelince mekanizma doğru işlemiyor. Daha az iyi olanı daha çok beğeniyorlar. O zaman durup düşünmek icap ediyor: Neden bu kadar iyi yazan Türk yazar varken kıymetlerinin anlaşılmadığını anlıyorum. Bizim Türk polisiye yazarları benim görüşüme göre ortalama seviyenin bir hayli üstünde, kaliteli eserler çıkarıyorlar. Tavsiye edeceksem Türk polisiye yazarlarını tavsiye ederim. İsim vermem. İki nedenle; bir, okumadıklarım var; değer bilmezlik edemem. İkincisi de sevdiklerimin hepsini sayamam. Bazen bu kitapları okurken hayranlık duyduğum oluyor. Ben olsam nasıl anlatırdım diye kurduğum oluyor. Çok iyi düşünülmüş, diye mırıldanıyorum. Türkiye’de o kadar iyi polisiye yazarları var ki, bazen tek şansızlıkları kitaplarını İngilizce yazmamaları diye düşünüyorum. Eğer İngilizce yazsalardı inanıyorum ki bütün dünyanın tanıdığı en az 10 polisiye yazarımız olurdu. İngilizce zengin bir dil olduğu için değil, orada bizimkilere kıymet verecek daha büyük bir kalabalık olduğu için böyle söylüyorum. Ayrıca bir şey söyleyeyim mi, kelime haznesi dar olan, bu yüzden de aynı kelime ile birçok kavramı ifade ettiğimiz Türkçeyi en işlek kullanan ve dilin gelişimine katkı sağlayanların çoğu bana göre iyi polisiye yazarlarımızdır. Bu, zaten polisiye yazarının mecbur olduğu bir durum. O yüzden bilinçli okurlar dili işletmeyi bilen iyi yazarları keşfettiklerinde farkında olmadan ifade ve kavramlaştırma konusunda da zihinlerinin açıldığını fark edecekler.

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu Gereği Yasal Uyarı; Bu kitap tanıtım metni ve röportaj, Türkiye Polisiye Yazarları Birliği tarafından hazırlanmış olup tanıtım amaçlı kullanılacak kısa alıntılar haricinde TPYB Yönetim Kurulu izni olmaksızın kopyalanması, çoğaltılması ve başka yerlerde yayınlanması yasaktır.

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>