Blog

“İyi bir polisiye romanda olmazsa olmaz tek şey kalitedir”

ARMAĞAN TUNABOYLU

“PARK CİNAYETLERİ”

POLİSİYE YAZARLARI BİRLİĞİ

2019 KRİSTAL KELEPÇE ÖDÜLÜ FİNALİSTİ

Ekin Açıkgöz

 

Tatilden dönen Metin, ‘mahalle’ye giderken kendini Gezi Parkı olaylarının ortasında buluveriyor…

Metin kim mi? Aa, Metin Çakır’ı tanımıyor musunuz? O zaman tanıştıralım efendim: Metin Çakır, Armağan Tunaboylu’nun yarattığı sıra dışı polisiye kahramanı. Beyoğlu’nda bir yerlerde, ismi açık edilmeyen ‘mahalle’sinde yaşıyor. Ekmek teknesini burada yüzdürüyor. Kendisi bir ticaret erbabı, bir kadın satıcısı. Üstüne üstlük yalancı, sahtekâr, korkak ve küfürbaz! Fakat bir o kadar da ‘içimizden biri’. Çoğumuz gibi zorda kalınca güçlü olana yaltaklanıyor, korktuğunda altına kaçırıyor, iyilik gördüğünde duygusallaşıyor, ağlamaktan çekinmiyor. Metin Çakır’ın kendi anlattığı maceralarını okurken eğlenmemek imkânsız. Çünkü son derece fırlama ve komik!

Aile kurma hayaliyle meslekten emekli olmuşken başladığı ilk macerasında dedektifliğe soyunmak zorunda kalan Metin, o gün bu gündür ne kadın pazarlamayı ne dedektifliği bırakabildi. Her romanda başı benzer şekilde derde girdi; kendini temize çıkarmak için katili aradı durdu. Çizgisini hiç bozmadı; parlak gömlekten, rugan ayakkabıdan, argosundan ve falçatasından ödün vermedi.

Bu yazının yazıldığı tarihe kadar Metin Çakır’ın beş macerası yazıldı. 2019 yılında yayınlanan ‘Park Cinayetleri’ bunların sonuncusu. Malumunuz; Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Roman Ödülü, serilere değil, münferiden romana verilir. Dolayısıyla; her ne kadar ‘Park Cinayetleri’ bir serinin parçasıysa da, Kristal Kelepçe Jürisi tarafından müstakil bir kitap olarak okundu. Süreç boyunca okuma zevkinden kayıp yaşatmayarak puan topladı. Metin Çakır ile ilk kez tanışan jürilerimiz, “Bu ne şimdi, önceki hikâye devam mı ediyor?” veya “Bu karakter niye böyle dedi anlamadık!” gibi tatsızlıklar yaşamadılar. Serinin diğer kitaplarından okumuş olan jürilerimiz ise, beşinciyi okurken tatlı bir ‘tanıdıklık hissi’ duydular.

Velhasıl tatilden dönen Metin, kendini Gezi Parkı olaylarının ortasında buluyor. Ne olup bittiğini anlamaya vakit bulamamışken; olaylar sırasında onun ‘evi’ne sığınan gencin parkta öldürülmesiyle işler sarpa sararıyor. Gence parka kadar eşlik eden son kişi Metin olduğundan, yine polis tarafından aranmaya başlıyor… ‘Mahalle’nin başkomiseri Asım Ağbi, kabadayısı ‘Kürdo’, Metin’in kızları ve yardımsever dostu jigolo Dursun gibi pek çok renkli karakter olaya dâhil oluyor.

Metin yine türlü talihsizliğin içinde kalsa da, ağlayıp sızlansa da, komikliğinden bir şey kaybetmiyor ve olayın çözümüne emin adımlarla ilerliyor. Metin’in dedektiflik tarzındaki ‘klasik polisiye’ esintisi, romanın tadına tat katıyor. Metin, başkalarının göremediği ama kendisinin fark ettiği delilleri olay akışı sırasında açık ediyor, bunu konuyu geçiştirerek yapıyor. Romanın sonunda vakaya karışan herkesi bir araya topluyor, olay örgüsünü açıkladığı bir anlatıya başlıyor. Tüm delilleri tek tek izah ediyor ve suçluyu ilan ediyor. Tanıdık geldi mi? Bir okuyun bakalım…

 

Röportaj – Armağan Tunaboylu

 

1-Önce sizi biraz tanıyalım. Edebiyat geçmişiniz ve varsa etkilendiğiniz yazarlardan bahseder misiniz biraz?

Edebiyata yedi yaşında Ayşegül kitapları okuyarak başladım, Cin Alilerden Kemalettin Tuğculara geçtim. Ders kitabı arasında bir gün Zagor, ertesi gün Dostoyevski okudum. Otuzlu yaşlarımın başlarında polisiye romanları keşfettim. Kırklı yaşlarımın ortalarında da polisiye romanlar yazmaya başladım. Ortaokul ergeni olduğum zamanlarda mahallenin sivilceli kızları anket defterleri yapardı, orada çıkardı hep “En beğendiğiniz yazarlar” diye… O zamanki spektrumum daha genişti galiba, Shakespeare’den Yaşar Kemal’e, Orhan Veli’den İlhan Berk’e, Mishima’dan Sait Faik’e isimler sayardım. Şimdi üç tane ismi saymayı beceremiyorum.

 

2-Son romanınıza geçelim. Roman ve başkahramanınızın esin kaynağı ve yazma süreci hakkında bilgi verir misiniz? Yazma sürecinde etkilendiğiniz olaylar ve çözmekte zorlandığınız düğümler oldu mu? Bunları nasıl çözdünüz?

Son roman, Park Cinayetleri… İsmiyle müsemma, Gezi Parkı direnişini fonuna alan ama içine girmeyen bir öyküsü vardı. Yazarken her zamanki süreçlerden geçtim; basit bir sinopsis, oradan kapsamlı bir tretman sonrasındaysa roman işte. Roman yazacaklara söyleyeceğim de bu kadar. Sinopsisi bir iki dakkada bulursunuz, akşama kalmadan tretmanı da tamamlarsanız. Üç beş gün, bilemedin bir haftada roman sona erer. Çözmekte zorlandığım düğümler olmasa yani ki düğümler kolay olsa yazamazdım muhtemelen.

 

3- Polisiye, tüm dünyadaki okurlar arasında oldukça popüler bir tür. Sizce okurları özellikle polisiye türünde eserler okumaya iten şey nedir? İyi bir polisiye romanın olmazsa olmazları nelerdir?

Galatasaray Lisesi mezunu olup da manalı bir Fransızca tümce kurmaktan nasıl bu kadar aciz olduğumu insanlara mantıklı nedenler bulup anlatamadığım için bari kendi başıma Fransızca öğreneyim dedim. Basit olacağını düşündüğümden Fransızca bir James Bond romanı satın aldım. Tabii onu da okuyamadım, faydası olur diye aynı maceranın Türkçesini de satın aldım. Ve de vaz geçtim. Olmuyordu.

Freud buna “anal dönem saplantısı” diyor. Biriktirme huyu. Atamama. Koleksiyon yapma. Toplama. Cimrilik. Ben de o James Bond romanlarını biriktirerek, sonrasında diğer Başak Yayınlarını toplayarak iyi bir polisiye okuru oldum. İyi bir polisiye romanda olmazsa olmaz tek şey kalitedir. Diğer her şeyde olduğu gibi.

 

4- Polisiye roman yazmanın, aynı anda hem suçlunun hem de dedektifin/polisin aklının içine girerek düşünmeyi gerektirdiği söylenir. Katılıyor musunuz? Bir polisiye yazarı olmanın en sevdiğiniz tarafları nelerdir? Başkalarının romanınız hakkındaki yorumları sizi nasıl etkiler? Son romanınız ile ilgili nasıl yorumlar aldınız?

Çeşitli öykü ya da polisiye kurgu atölyeleri düzenledim, buralarda bir karakter yaratmanın öneminden söz ettim her zaman. Karakterinizle empati kurmalısınız dedim. Baş kahramanı da yaratırken, kötü adamı da yaratırken onunla empati kurmalısınız ve ona sempati duymalısınız. Okur da sempati duymalı, kendisinde ondan bir şeyler bulmalı. Kötü’ye nasıl sempati duymalıyım diye bana itiraz ediyor, sen kötüyü sevmezsen o salt bir kötü olarak kalır. İki boyutlu, yaşamayan bir karakter olur.

Başkalarının romanlarımla ilgili olumlu eleştirileri beni motive ediyor, sevindiriyor. Olumsuz eleştiriler ise yeni işkence türleri, acı çektirecek cinayet yöntemleri aramama neden oluyor.

Son romanımla ilgili adam akıllı bir yorum almadım, belki background’unda Gezi Direnişi olması –ki çok da etliye sütlüye karışmamıştım- insanları biraz tedirgin etti. Her zaman bir şeyler yazanlar, bir şeyler söyleyenler (komplo teorisi tabii ki) bu defa ağızlarını açamadılar. Kısacası birkaç kem küm’ün haricinde eleştiriler sıfır.

 

5- Polisiye türünde okur ve izleyicilere tavsiye edebileceğiniz, mutlaka okumalı ve izlemelisiniz diyebileceğiniz kitap, film veya diziler var mı? Hangileri?

Klasikler mutlaka okunmalı, Poe’dan Doyle’a, Leroux’dan Mithat Efendi’ye, Le Carré’den Hammett’a, Grangé’den Nesbo’ya. Ayrıca Hoş Cinayet, 221B, kurgusal olmayan yayınlar da okunmalı. Bunlar bizim zamanımızda yoktu. Biz ne yokluklarla…

Sinemadansa film noir’ları, yine klasiklerden yapılan filmleri, klasik polisiye sinemanın filmlerini… Bunlar da yoktu bizim zamanımızda. Artık televizyonda ne oynuyorsa, sinemalara ne geliyorsa… Şimdiki nesil çok şanslı.

 

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu Gereği Yasal Uyarı; Bu kitap tanıtım metni ve röportaj, Türkiye Polisiye Yazarları Birliği tarafından hazırlanmış olup tanıtım amaçlı kullanılacak kısa alıntılar haricinde TPYB Yönetim Kurulu izni olmaksızın kopyalanması, çoğaltılması ve başka yerlerde yayınlanması yasaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>