Blog

İngiltere’nin Medarı İftiharı: KARINDEŞEN JACK

 Kuzeyli Cermen kavimlerden Angıl ve Saksonların Britanya adasına göçerek burasının demografik ve idarî yapısını değiştirmesiyle başlayan tarih serüveni, 17. yüzyılda VIII. Henry’nin ticarî filo atılımıyla zirveye ulaşmış ve İngilizlerin sıcak denizlerdeki hâkimiyeti perçinlenmişti.

Britanyalıların ‘üzerinde güneş batmayan’ imparatorluğu 1783 yılında en büyük kolonisi ABD’yi yitirdiğinde gerileme dönemine girmiş, ancak 1919’a kadar dünyanın en büyük ekonomisi olmayı sürdürmüştür. İki yüzyıl boyunca dünya denizlerinin hâkimi olan İngiltere’nin başarısındaki en büyük sır, devlet idaresi ve hukuk sistemini kurduğu her koloniye adapte etme yeteneği ve şartları oluşturan idarî-askeri güç kapasitesinin arkasındaki temel etkenin yetişmiş insan gücü olmasıydı.

James Watt’ın geliştirdiği buhar makinesinin etkisiyle Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirmekle birlikte; devlet adamı, asker ve bilim insanı yetiştirmeye azamî önem verilmiş, bu insanlardan bir bölümü dünya çapında ün kazanmıştır, ancak uygarlık timsali İngiltere’nin suç makineleri üretme alanında bir numaraya yükselmesi ilginç bir tezattır.

Evet, ne James Watt, ne William Shakespeare, ne de Winston Churchill… Bugüne kadar kimliği tespit edilemeyen Whitechapel Kasabı’nın tarihteki en şöhretli İngiliz olduğunu söylesem abarttığımı düşüneceksiniz. Üstelik aslında 13 Şubat 1891’de işlediği son cinayetinin sonrasında sır olup kendisinden bir daha hiç haber alınmayan bu korkunç katilin kimliğine ilişkin iddialar arasında İngiliz kökenli olduğuna dair hiçbir ipucu yoktur. Karındeşen Jack —büyük ihtimalle— bir Anglosakson değildi.

Bu dehşetengiz caninin ilk icraatı, 31 Ağustos 1888’de sabahın erken saatlerinde Londra’nın East End bölgesindeki ıssız bir sokakta yürüyen hamal George Cross’un ayakları muşambaya sarılı bir kütleye takılmasıyla ortaya çıkmıştır. Cross polise haber vermiş ve yapılan kimlik araştırmasında, parçalanmış cesedin kırk iki yaşında Mary Ann Nicholls adlı bir fahişeye ait olduğu belirlenmiştir.

Zavallı Nicholls’un gırtlağı kesilip karnı açılmış ve cinsel organı bıçakla paramparça edilmişti. Bu cinayet, öncelikle Londra’yı sonra tüm dünyayı etkisi altına alacak zalim cinayetler zincirinin ilk halkasıydı.

Mary Ann Nicholls cinayetinden bir hafta sonra ilk suç mahallinden sekiz yüz metre uzaklıktaki bir pansiyonun arkasında, kırk yedi yaşında veremli bir hayat kadını olan Annie Chapman’ın parçalanmış cesedi bulundu. Bu olay, Karındeşen Jack’in o zamana kadar bilinen ikinci cinayetiydi. Tüm zamanların en kötü şöhretli canisi, nam-ı diğer Whitechapel Kasabı, Londra’nın Doğu yakasında yaşayan fahişeleri hedef almıştı. Karanlık ara sokaklarda avladığı kurbanlarını karnı ve cinsel organları deşilmiş, bazı organları çalınmış, kimi zaman burun ve/veya kulakları kesilmiş ve bacakları açık şekilde bırakıyordu.

Chapman cinayetinden iki hafta sonra, Londra’nın önde gelen haber ajanslarından birine —Merkezi Haber Ajansı— kışkırtıcı bir mektup geldi. Mektup katilin kendisi olduğunu söyleyen kimliği belirsiz bir kişi tarafından yazılmış ve takma bir isimle imzalanmıştı. Bu isim halk tarafından benimsendi: Jack the Ripper / Karındeşen Jack.

Ülkenin gündemine bomba gibi düşen bu mektup, adı toplum tarafından anında benimsenen Karındeşen Jack’in cinayetlerini sürdüreceği mesajını vermekteydi. Soruşturma ciddîleşti, mektup incelemeye konuldu, incelemeler derinleştirildi, ancak yüzlerce kişinin sorguya çekilmesi, sokak ve evlerin taranması sonuç vermedi. Katilin kimliğine dair hiçbir ipucuna ulaşılamadı.

Polisin ilk mektubu almasının akabinde, Elisabeth Stride adında İsveçli bir hayat kadınının boğazını kesen Karındeşen Jack, yaklaşan bir arabanın sesiyle birlikte cerrahî müdahalesini yarım bıraktı ve birkaç sokak ötede, Catherine Eddowes adlı bir başka fahişeyi katletti. Cinayetin ardından, zavallı kadının yüzünü tamamen parçaladı, vücudunu aşağıdan göğüs kafesine kadar kesti, bağırsaklarını dışarı çıkartıp sol böbreğini alarak kaçtı.

Aynı gece işlenen Stride ve Eddowes cinayetlerinden birkaç gün sonra, aynı haber ajansına bir paket daha geldi. Paketin içinde yarım bir böbreğin sarıldığı bir mektup vardı. Not denebilecek kısalıktaki bu mektup yine ‘cehennemden’ yollanmıştı ve üzerinde,“Geçen gün sözünü ettiğim cinayetin başrolündeki kurbanın böbreğini ilişikte sunuyorum. Aslında böbreğin yarısı demek daha doğru bir tabir olacaktır, zira diğer yarısını yedim’’ diye yazıyordu.

Karındeşen tarafından işlenen son cinayet, onun mide bulandırıcı cürümlerinin en korkuncuydu. 13 Şubat 1891 gecesi, yirmi beş yaşındaki İrlandalı fahişe Mary Kelly’yle yaptığı pazarlık sonucu anlaşıp onun odasına gitti. Zavallıyı yatağında öldürdü ve cesedini parçaladı. Bu son olaydan sonra, Whitechapel cinayetleri birdenbire durdu. Karındeşen sonsuza kadar kayboldu, sanki gerçek tarihten çıkıp sırlar âlemine karıştı.

Karındeşen Jack’in kan donduran cinayetleri pek çok kitap ve filme ilham vermiş olsa da, cehennemden yazdığı mektupların başlığıyla aynı adı taşıyan 2001 Holywood yapımı ‘From Hell / Cehennemden Gelen’ ABD’li aktör Jonny Depp’in müfettiş Abberline rolünde harikalar yarattığı bir başyapıt olarak hepsinden çok beğeni toplamıştır. Filmin senaryosu, bilindik Karındeşen Jack gizemini bambaşka bir bakış açısıyla çözmeye çalışmıştır:

1886 yılında, Britanya İmparatorluğu’nun varisi olan Albert’in Londralı bir fahişeden çocuğu olmuş ve Kraliçe Victoria bu gerçeğin dışarıya sızma olasılığını dahi korkunç bularak, sonradan soylu bir leydi ile evlendirilen Prens Albert’in düğününe katılan beş fahişeyi de ortadan kaldırması için Karındeşen Jack’i kiralık katil tutmuştur.

Organizasyonu yapan Mason Locası’nın üyesi olan Londra cinayet masası şefi de işin içindedir. Komploya uyanıp katilin peşine düşen tek insan olan Müfettiş Abberline elbette ki pasifize edilmiş ve kibrin pençesine düşerek haddini aşan Karındeşen Jack de Mason Locası tarafından cezalandırılmış ve susturulmuştur.

Whitechapel’da 1888’den 1891 yılına kadar işlenen beş Karındeşen cinayetinin soruşturmasını yürüten detektiflere göre, üç kurbanın iç organlarının ustalıkla kesilip alınmış olması, katilin kasap ya da doktor olduğunu göstermekteydi. Bu konu üzerinde hayli kafa patlatıldı, pek çok uzmanla görüşüldü, ipuçları ve tanıkların peşinde aylarca koşuldu, ancak hiçbir kayda değer sonuç alınamadı.

İngiliz DNA araştırmacısı Dr Jari Louhelainen’in Karındeşen’in dördüncü kurbanı Catherine Eddowes’un kanlı şalı üzerinde yaptığı inceleme sonrasında vardığı sonuç, katilin Polonya kökenli akıl hastası berber Aaron Kosminski olduğu yolundaydı.

Bu keşif, işadamı Russel Edwards’ın sözü geçen kanlı şalı bir açık arttırmada satın almasıyla ve suç yerlerindeki genetik analizleriyle tanınan Dr Louhelainen’in yardımını istemesiyle gerçekleşmişti. 2014 yılında, Dr Jari Louhelainen, şaldan elde ettiği DNA’yı —cinayetlerden yüz otuz altı yıl sonra— Aaron Kosminski’nin soyundan gelen insanların DNA örnekleriyle karşılaştırıp uyuştuklarını kanıtlamıştı.

Modern DNA profilleme yöntemi, 1984 yılında İngiliz genetikçi Alec Jeffreys Leicester Üniversitesi tarafından geliştirilen ve ilk olarak 1988 yılında İngiltere’deki Enderby cinayetleri soruşturmasında, Colin Pitchfork isimli şüpheli için kullanılmıştır.

Böylece, Gregor Mendel’in kromozomları keşfiyle 1800’lü yılların ikinci yarısında büyük tartışmalara neden olan DNA araştırmaları için bir dönüm noktası olmuştur. Genetik uzmanı Jari Louhelainen’in Independent gazetesine yaptığı açıklamada, “Vardığım sonuçta şüpheye yer yok” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Esasında, Scotland Yard detektifleri, 1891’de Aaron Kosminski’yi gözaltına alıp günler boyunca sorgulamışlar, ancak onu yargılayabilecek yeterlikte kanıta ulaşamamışlardı.

Başka uzmanlara göre, Yahudi celep Jacop Levy akla en yakın Karındeşen namzetiydi. Aklî dengesi bozuk, tuhaf bir şahıs olan Levy cinayetlerin işlendiği East End bölgesinde kasaplık yapmaktaydı ve ilk cinayetini frengi hastalarını tedavisi konusunda uzmanlaşmış olan bir hastanenin önünde işlemişti. Jacop Levy tedavi amaçlı gittiği hastaneden düş kırıklığıyla çıkmış ve hastalığı kapmış olduğunu düşündüğü fahişelere karşı duyduğu yoğun nefret sonucunda, Mary Ann Nicholls’u katletmişti.

Üstelik öldürdüğü fahişelerden birine ait kıyafet parçasının Yahudi derneğinin önünde bulunması ve duvara Karındeşen Jack tarafından yazıldığı düşünülen, “The Jews are the men that will not be blamed for nothing / Yahudiler hiçbir şey için suçlanacak adamlar değildirler’’ cümlesi, “Katil acaba bir Yahudi mi?” sorusunu akıllara getirmişti.

Kasaplık yapan ve frengi yüzünden delirmek üzere olan Jacob Levy, katilin profiline tamamen uyuyordu. Karısı sorguya alındığında, kocası için ‘aklının devamlı surette karışık olduğunu, geceleri dışarı çıktığını ve nereye gittiğini bilmediğini’ söylemiştir.

Bu arada, beşinci cinayetin Karındeşen Jack tarafından değil de suçu onun üstüne atmak isteyen biri tarafından işlendiği düşünülür, zira öldürülen Mary Kelly’nin rahmi alınmamış, yüzü parçalanmış ve bedeni beceriksizce doğranmıştır.

Jacop Levy son cinayetten iki yıl sonra frengiden ölmüştür. Ölüm raporu onunla ilgili teoriyi doğrular nitelikte olsa da, sonuç olarak Karındeşen Jack’in Levy olduğu kesinleşmemiştir.

Bir başka iddiaya göre, yine aynı dönemde yaşamış olan ve akıl almaz medyumluğuyla tüm dünyayı şaşırtan Rus mistik Grigori Rasputin (1869–1916) Whitechapel Kasabı’nın Dr. Alexander Pedachenko adında çılgın bir Rus doktor olduğunu iddia etmiştir. William LeQueux isimli araştırmacının 1928’de yazdığı ‘Bildiğim Şeyler / Things I Know’ adlı eserinde, Pedachenko’nun Çarlık Polisi tarafından Londra’da karışıklık yaratması ve İngiliz yetkilileri küçük düşürmesi için gönderilmiş olduğundan bahsedilmekteydi.

Doğaüstü yeteneklere sahip olduğu iddia edilen Rasputin, Rusya tarihinin belki de en ilginç karakteridir. Muazzam ikna yeteneğiyle tanınan bu delici bakışlı, uzun boylu adam kadınlar arasındaki cazibesiyle de ünlüydü. 1800’lü yılların sonunda, ülkesindeki ağır suçlularla ilgili görüşleri sıkça sorulan Rasputin, bütün esrarengiz cinayetleri içeren ‘Büyük Rus Suçluları’ isimli bir kitap yazmış ve burada birçok seri katili, tüm hayatlarıyla birlikte deşifre etmiş ve bu kitapla medyumluk yeteneğinin zirvesine ulaşmıştı.

Stewart Evans ve Paul Gainey adlı yazarlara göre, Karındeşen Jack, İrlanda asıllı bir Amerikalı olan Francis Tumblety’ydi. Abraham Lincoln suikastı ile ilgili de tutuklanan bu tuhaf adam —kendi itirafına bakılırsa— kadınlardan nefret ediyordu. Karısının bir hayat kadını olarak çalıştığını keşfettikten sonra, özellikle fahişelere yönelik bir intikam duygusu beslemeye başlamış ve sonunda bir dizi fahişeyi bu duygularla katletmişti.

Karılarından üçünü zehirleyerek öldürmüş bir katil olan Polonya asıllı George Chapman, ölümcül avukat Montague John Druitt ve esrarkeş bir pamuk tüccarı James Maybrick… Liste uzayıp gidiyor ve bitecek gibi de görünmüyor. Anlaşıldığı üzere, Karındeşen Jack ile ilgili iddia, hurafe ve rivayetler, ortadan kaybolmasının üzerinden neredeyse yüz otuz yıl geçmiş olmasına rağmen, günümüzde hâlâ konuşulup durmaktadır.

Bütün iddiaların ortak paydası, adaletin elinden kaçmış gibi görünen Karındeşen Jack’ın aslında ‘eceliyle öldüğü için ipten kurtulduğu’ varsayımı üzerinde birleşmektedir, çünkü kan dökmenin tadına varan bir seri katilin kendini emekliye ayırması söz konusu bile değildir. Huylu huyundan vazgeçmez.

Ne olmuşsa, nasıl olmuşsa olmuş, gerek işlediği mide bulandırıcı cinayetler, yazıp yolladığı böbrek ekli mektuplar, gerekse tüm dünya medyasında uyandırdığı dehşet sonucunda Karındeşen Jack suç tarihinde kendine dünya bir daha erişilemeyecek bir yer edinmiştir.

Sonraki yıllarda —Yorkshire Karındeşeni Peter Sutcliffe gibi— şöhret olma hevesini tatmin etmek için benzer girişimlerde bulunan nice seri katil aynı mertebeye ulaşamamış, ya ömrünü hapishanelerde çürütmüş, ya da kelleyi cellâda teslim etmek zorunda kalmıştır.

Netice-i kelâm, ne pahasına olursa olsun şan şöhret sahibi olmak iyi ve yararlı mıdır, bana göre asla değildir. Evlâtlarının ‘baş ol da istersen soğan başı ol’ gibisinden telkinlerle kışkırtan ebeveynlerin çocukları olarak, aksi yönde davranıp aşırı hırstan uzak durmanız kendi yararınıza olacaktır, benden söylemesi. Şöhret hırsı açgözlülüğe dönüşür, açgözlü insansa kolayca suç işler.

Derleyen: Ercan AKBAY

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>